15 Temmuz 2010 Perşembe

İyi ki Doğ! Hep Doğ! Daha İyi Doğ!

Sene 1993...İlkokula başladım. Utanırdım. Kimseyle konuşamazdım. Okumayı öğrendiğimi bile söyleyemedim. Öğretmenim tesadüfen öğrendi. 1. sınıf, 2. sınıf derken okulda hatırı sayılır bir popülariteye kavuşmam ilkokulun son demlerine rast gelir. İlkokulda benim için adaşım Mehmet ve Tolga vardır aklımda kalan,iz bırakan...



Sene 1998...Oruçgazi ilköğretim okulu. Binbir türlü uğraşla torpille girdim buraya. İlkokulun son zamanlarında alışmışım parmakla gösterilen adam olmaya. En önde oturmaya. Bir anda sınıfın arka sıralarında eğlenceye uzak kalan masum çocuk olmak..."Lan aslında ben çok eğlenceliyim, beni de alın aranıza!" İç ses(Sene 1998-99) Bir gün ortada topluca yapılan bir konuşmada birisinin "Lan memo senin kafanın şekil şemal ne lan böyle?" demesi ve sonrasında tüm ilginin üzerimde toplanmasıyla tamam dedim. Oldu bu iş. "I am in!" Sonrasında hadi pikniğe gidelim süreçleri vs. vs. Tam alıştım derken verdiler diplomayı elime.
-Ulan daha yeni başlamıştım.
-Neyse nasıl olsa İstanbul'un seçkin Anadolu liselerinden birine gideceğim.
-Burda ne işim var benim daha.
-İstanbul lisesine mi gitsem Galatasaray'a mı?
-Ulan ne işim var Galatasaray'da tabi ki İstanbul lisesi'ne gideyim.
+Rıfat Canayakın verelim?
-Hassss...

Sene 2001....Yaşadığım ilçe -kasaba,köy- anadolu liselerine biraz uzak kaçmaktaydı. Dolayısıyla ufacık tefecik içi dolu turşucuk, şirin mi şirin, samimi bir havası bulunan Rıfat Canayakın Lisesi benim için biçilmiş kaftandı. Okula kayda geleceğim sırada uyarmışlardı. Okula gittiğinde bir hademe göreceksin. O hademe değil. Haklılarmış.



Neyse ilk zamanlar verdiler beni bir sınıfa. Etraf fırlama dolu. Sarışın bir herif -fırat- gelmiş sıradan soruyor; "Bilardo? Basketbol? Futbol? Karı? İskambil?" Aha dedim sonunda o filmlerde gördüğüm ortalığın mına koyan tayfadan bir tane de bana geliyor. Ben disipline gitme hayalleri falan kurarken birisi ordan "bediiiiş" dedi. Uyandım. Yücel Hoca sizi çağırıyor dediler. Selami'yle ben. Neyse gittik. Dedi; "Çocuklar sizi o sınıftan almak zorundayım. Fazlalık var. Ya birbirinizden ayrılacaksınız ya da ikinizi birden c sınıfına alıcam." Neyse biz ölümüne kankalar ayrılacağımıza gideriz dedik. Sonuçta Birsen denen ingiliz dahisi karnı burnunda gelip haftada 30 saat bizi bir dil öğrenmenin ne derece zevkli olduğuyla yüzleştirecekti. Neyse uzatmadan devam edeyim. Hazırlık bir kabir azabıydı. Yine arka sıralarda hayatla ilgisiz depresif adamı oynamaya başlamıştım. 1. sınıfa geldik. Bu sefer bizi kopardıkları d sınıfının ölüm fermanı imzalanmıştı. Geçen sene özenerek baktığım ortalığın amına koyan grubun hepsi artık bizim sınıftaydı. Ama hiçbir şey değişmedi. Yine aynı sınıfın içinde iki farklı sınıf olduk. Fırat basketbol oynadı, sigara içti. Sinan ve İbrahim ders çalışmaya devam etti. İki grup birbirini ya siklemedi ya da birbirinden nefret etti.

Benim için Selin Özdemir hikayesi de burada başlar. Selin Özdemir ve arkadaşları bir gün Mehmet Kaygısız'a uyuz olurlar ve bu süreç giderek uzar. Sonucunda farkederler ki yapmaya çalıştıkları şey zor hatta imkansızdır. - "Siz kimi sevmiyosunuz lan!?"- Mehmet bir gün Selin'i sevdiceğine twigy terlik almaktan kurtarıp hayata dair anlamlı ve önemli bir ders verdikten sonra bu gençlerin arasında da bir bağ oluşur ve bir daha da bu bağ kopmaz. Selin çükümsonik dert ortaklığı, kötü gün dostluğu, bir bayanda bulunması gereken zeka güzellik oranındaki yükseklik gibi konularda ön plana çıkmasıyla bir devri başlatmış ve her zaman sahip olduğu yeri korumuştur.



Neyse lafı uzatmadan bu her sene 15 temmuzda kullanımda olacak blogun ilk postuna son noktayı koyayım.

Selin Özdemir;
Varlığını geç fark ettim lise bitti, yokluğunu geç fark ettim üniversite bitti, bundan sonra hiç görüşemesek de (görüşelim la bi gün harbi) bil ki yerin aynıdır. Sebebini bilmem ama yerin ayrıdır. Doğum günü dediğin önemsiz bir şey. Ama eğer doğum günüyse olay, yılda bir tane doğum günü vardır benim için önemli olan. O da seninkidir. O da 15 temmuzdur. Bizimkisi bir arkadaşlık hikayesi. Hiç bitmesin.İyi ki varsın. İyi ki doğdun!