İyi Ki Doğdun!
bundan gayrı her 15 temmuzda burdayım.
15 Temmuz 2016 Cuma
15 Temmuz 2015 Çarşamba
2015
İyi ki doğdun fotoğrafçı kız. Uzaktan uzaktan hayallerinin peşinde mutlusun gibi hissediyorum. Mutlu kal.
Kaygı
Kaygı
15 Temmuz 2014 Salı
Biz tanıştığımızda doğan çocuklar ilkokulu bitirdi. Biz en son görüştüğümüzde doğan çocuklar okumayı öğreneli 2 yıl oluyor. Şimdi sevdiğim insanlara kuru bir doğum günü mesajı yazmaya üşenirken zamanında açtığım şu blogun 5. postunu yazıyor olmak beni heyecanlandırıyor. Geçmiş yıllarda yazdıklarıma bakınca kendimdeki değişimi de görüyorum. Bugünün şerefine çok sevdiğim bir şarkıyı sana armağan ederek gözlerinden öpüyor mutlu yıllar diliyorum; Hüsnü Arkan & Luxus - Abbas http://www.youtube.com/watch?v=vx_rYTsmXp8
15 Temmuz 2013 Pazartesi
15 Temmuz 2012 Pazar
Tam 7 yıl olmuş lise biteli. Ne ara oldu lan? Şu anda üniversiteliler çocuk gibi geliyor gözümüze. Daha önceki postumu okumadım ama geçen sene belirtmiştim sanırım; her sene biraz daha azalıyor yazabileceklerim. Ama ne kadar geride kalırsa kalsın ne kadar yıl geçerse geçsin insan sevdiği insanlara dair hatıraları sadece aklından değil dolabından da atmaya kıyamıyor. Bir kaç hafta önce eski cdleri karıştırırken buldum. Cd'nin içine koyduklarına biraz gözat ibret olsun diye paylaşıyorum.
One Love'larda Rock'n Coke'larda geziyorsun ama güzelim bir zamanlar Berksan dinlerdin bunu unutma. Yok şakasına koymuşumdur falan diye de düşünme bak ezberden yazıyorum şarkının devamını getireceksin bunu kabul et; "hatırlar mısıııın? biiir şarkımız vardı. Sen toprak .................."
O şimdi asker ve oha falan oldum şarkılarını esprisine koyduğunu farz ediyorum en azından öyle inanmak istiyorum. "aşkta yarın yoktur sevgili" selin özdemir için biz de bir zamanlar ergenliğe uğramış bir genç kızdık mesajı olmuş. "foto 001" nolu video sınıfa dair kayıtlara geçmiş en güzel kayıtlardan. Herkesi yakın çekimden görmek hatırlamak mümkün. Özetle "cevat kelle göt çekiyor". Aralardaki videolardan birinde benim tarihe geçmiş en büyük sportif hareketlerimden biri olan basketim görülebilir. Geçenlerde Seren'le Elif'i gördüm. Allah belamı versin ki "foto 075" te nasıl bıraktıysak o şekildeler. Hala evlenmemişler. "foto 097" yine çılgın fotolardan birisi. Özgüven midir mallık mıdır çık sen tüm okulun önünde kürsüden fotoğraf çek. En son şey dicem "usher ne abicim?" sdfkjghsldkjfgh o nasıl bir müzik portföyüdür nasıl bir zevk skalasıdır?
Uzun lafın kısası bir gün cd şimdiki disket kıvamına gelecek ve yeni nesil cdnin ne olduğunu kaç mb olduğunu bilmeyecek ama bu cd her zaman dolabımda kalacak.
İyi ki doğdun güzel insan!
15 Temmuz 2011 Cuma
Hedef 2023!
Yıl olmuş 2011 hala Roma, Barcelona görmemiş insanlar var. Hayat çok garip geçen sene bu blogda bugün aynı amaca hizmet eden yazımı yazarken sen de daha görmemiştin. İşin garibi ben de görmemiştim. Şimdi insanları oraların gediklisi olarak gezmeye götürüyorsun. Bense bunu sadece mobile uploadslardan çözme telaşındayım. Yavaş yavaş o arkadaşlığımızın yoğun ama aslında onun bile tam olarak yaşanamadığı yıllara dair hatıralar unutulurken biz yenilerini başka insanlarla başka hayatlarla oluşturma telaşındayız. Ayrı yerlerde, ayrı kişilerle. Dünya küçük ama İstanbul büyük.
O zamanlar canım her sıkıldığında elime boş bir kağıt bir de kalem alır mektuplar yazardım. Sende de hala duruyorlar eminim. İçeriği 2011 yılı için biraz zayıf ama samimiyeti fazla. Şimdi senede bir bloga bir şeyler karalamanın telaşı… Dedim ya hayat garip. Klavyeden yazmak hiç de zevkli değil. Sadece vize ve finallerde kullandığım kalemin şimdilerde yansıması on parmak. Ama bilgisayarda herkesin yazısı güzel. Ben bir yazıya başladı mı yazıyorum. Belki birbirinden alakasız cümleler ve saçmalamalar ama hakkında yazdığım kişiyle ortak noktalar ne kadar çoksa o kadar kolay. Gözden ırak olan gönülden ırak derler de bu teoriyi her yalanladığımda ilk delilim sen olacaksın. Ama her geçen yıl buraya yazı yazmak zorlaşıyor. Her geçen yıl yaptıklarımız kısmı azalacak yaptıklarım kısmı artacak. Ve facebooktan baktığım fotoğraflarından senin ne durumda olduğunu anlıcam. Aynı senin yaptığın gibi. Eskiden hep sana hoşlandıklarımı anlatır akıl falan alırdım. Şimdi belki o kadarını yapamıyorum ama olaya şu açıdan bak; bir kız arkadaşım var ve eminim bu yazıyı yazdığımı ona söylemesem de okuyacak. Çünkü sana verdiğim değerden ve seni ne kadar sevdiğimden çok bahsettim. Bir gün tanışacaksın.. (Eskiden böyle duygusal takılmazdım lan bu ciddiyet bu ruh hali neyin nesi? :) )
Sadede geliyorum…Aramızda ekstra bir kırgınlık olmadığı ve birbirimizin hayatlarında olduğumuz sürece de her 15 temmuzda bi sadede gelişim baki olacak. Ne demiştik “Let’s watch the flowers grow.” Hayatında tanıyabileceğin en süper Mehmet Kaygısız (çok iddiasız oldu) olarak ben hayatımda tanıdığım en mükemmel Selin Özdemir (Pınarı katmadım şanslısın) olarak seni görüyorum. Bundan sonra da öyle olacaksın. İyi ki doğdun. Hop! Seneye görüşürüz..
O zamanlar canım her sıkıldığında elime boş bir kağıt bir de kalem alır mektuplar yazardım. Sende de hala duruyorlar eminim. İçeriği 2011 yılı için biraz zayıf ama samimiyeti fazla. Şimdi senede bir bloga bir şeyler karalamanın telaşı… Dedim ya hayat garip. Klavyeden yazmak hiç de zevkli değil. Sadece vize ve finallerde kullandığım kalemin şimdilerde yansıması on parmak. Ama bilgisayarda herkesin yazısı güzel. Ben bir yazıya başladı mı yazıyorum. Belki birbirinden alakasız cümleler ve saçmalamalar ama hakkında yazdığım kişiyle ortak noktalar ne kadar çoksa o kadar kolay. Gözden ırak olan gönülden ırak derler de bu teoriyi her yalanladığımda ilk delilim sen olacaksın. Ama her geçen yıl buraya yazı yazmak zorlaşıyor. Her geçen yıl yaptıklarımız kısmı azalacak yaptıklarım kısmı artacak. Ve facebooktan baktığım fotoğraflarından senin ne durumda olduğunu anlıcam. Aynı senin yaptığın gibi. Eskiden hep sana hoşlandıklarımı anlatır akıl falan alırdım. Şimdi belki o kadarını yapamıyorum ama olaya şu açıdan bak; bir kız arkadaşım var ve eminim bu yazıyı yazdığımı ona söylemesem de okuyacak. Çünkü sana verdiğim değerden ve seni ne kadar sevdiğimden çok bahsettim. Bir gün tanışacaksın.. (Eskiden böyle duygusal takılmazdım lan bu ciddiyet bu ruh hali neyin nesi? :) )
Sadede geliyorum…Aramızda ekstra bir kırgınlık olmadığı ve birbirimizin hayatlarında olduğumuz sürece de her 15 temmuzda bi sadede gelişim baki olacak. Ne demiştik “Let’s watch the flowers grow.” Hayatında tanıyabileceğin en süper Mehmet Kaygısız (çok iddiasız oldu) olarak ben hayatımda tanıdığım en mükemmel Selin Özdemir (Pınarı katmadım şanslısın) olarak seni görüyorum. Bundan sonra da öyle olacaksın. İyi ki doğdun. Hop! Seneye görüşürüz..
15 Temmuz 2010 Perşembe
İyi ki Doğ! Hep Doğ! Daha İyi Doğ!
Sene 1993...İlkokula başladım. Utanırdım. Kimseyle konuşamazdım. Okumayı öğrendiğimi bile söyleyemedim. Öğretmenim tesadüfen öğrendi. 1. sınıf, 2. sınıf derken okulda hatırı sayılır bir popülariteye kavuşmam ilkokulun son demlerine rast gelir. İlkokulda benim için adaşım Mehmet ve Tolga vardır aklımda kalan,iz bırakan...

Sene 1998...Oruçgazi ilköğretim okulu. Binbir türlü uğraşla torpille girdim buraya. İlkokulun son zamanlarında alışmışım parmakla gösterilen adam olmaya. En önde oturmaya. Bir anda sınıfın arka sıralarında eğlenceye uzak kalan masum çocuk olmak..."Lan aslında ben çok eğlenceliyim, beni de alın aranıza!" İç ses(Sene 1998-99) Bir gün ortada topluca yapılan bir konuşmada birisinin "Lan memo senin kafanın şekil şemal ne lan böyle?" demesi ve sonrasında tüm ilginin üzerimde toplanmasıyla tamam dedim. Oldu bu iş. "I am in!" Sonrasında hadi pikniğe gidelim süreçleri vs. vs. Tam alıştım derken verdiler diplomayı elime.
-Ulan daha yeni başlamıştım.
-Neyse nasıl olsa İstanbul'un seçkin Anadolu liselerinden birine gideceğim.
-Burda ne işim var benim daha.
-İstanbul lisesine mi gitsem Galatasaray'a mı?
-Ulan ne işim var Galatasaray'da tabi ki İstanbul lisesi'ne gideyim.
+Rıfat Canayakın verelim?
-Hassss...
Sene 2001....Yaşadığım ilçe -kasaba,köy- anadolu liselerine biraz uzak kaçmaktaydı. Dolayısıyla ufacık tefecik içi dolu turşucuk, şirin mi şirin, samimi bir havası bulunan Rıfat Canayakın Lisesi benim için biçilmiş kaftandı. Okula kayda geleceğim sırada uyarmışlardı. Okula gittiğinde bir hademe göreceksin. O hademe değil. Haklılarmış.

Neyse ilk zamanlar verdiler beni bir sınıfa. Etraf fırlama dolu. Sarışın bir herif -fırat- gelmiş sıradan soruyor; "Bilardo? Basketbol? Futbol? Karı? İskambil?" Aha dedim sonunda o filmlerde gördüğüm ortalığın mına koyan tayfadan bir tane de bana geliyor. Ben disipline gitme hayalleri falan kurarken birisi ordan "bediiiiş" dedi. Uyandım. Yücel Hoca sizi çağırıyor dediler. Selami'yle ben. Neyse gittik. Dedi; "Çocuklar sizi o sınıftan almak zorundayım. Fazlalık var. Ya birbirinizden ayrılacaksınız ya da ikinizi birden c sınıfına alıcam." Neyse biz ölümüne kankalar ayrılacağımıza gideriz dedik. Sonuçta Birsen denen ingiliz dahisi karnı burnunda gelip haftada 30 saat bizi bir dil öğrenmenin ne derece zevkli olduğuyla yüzleştirecekti. Neyse uzatmadan devam edeyim. Hazırlık bir kabir azabıydı. Yine arka sıralarda hayatla ilgisiz depresif adamı oynamaya başlamıştım. 1. sınıfa geldik. Bu sefer bizi kopardıkları d sınıfının ölüm fermanı imzalanmıştı. Geçen sene özenerek baktığım ortalığın amına koyan grubun hepsi artık bizim sınıftaydı. Ama hiçbir şey değişmedi. Yine aynı sınıfın içinde iki farklı sınıf olduk. Fırat basketbol oynadı, sigara içti. Sinan ve İbrahim ders çalışmaya devam etti. İki grup birbirini ya siklemedi ya da birbirinden nefret etti.
Benim için Selin Özdemir hikayesi de burada başlar. Selin Özdemir ve arkadaşları bir gün Mehmet Kaygısız'a uyuz olurlar ve bu süreç giderek uzar. Sonucunda farkederler ki yapmaya çalıştıkları şey zor hatta imkansızdır. - "Siz kimi sevmiyosunuz lan!?"- Mehmet bir gün Selin'i sevdiceğine twigy terlik almaktan kurtarıp hayata dair anlamlı ve önemli bir ders verdikten sonra bu gençlerin arasında da bir bağ oluşur ve bir daha da bu bağ kopmaz. Selin çükümsonik dert ortaklığı, kötü gün dostluğu, bir bayanda bulunması gereken zeka güzellik oranındaki yükseklik gibi konularda ön plana çıkmasıyla bir devri başlatmış ve her zaman sahip olduğu yeri korumuştur.

Neyse lafı uzatmadan bu her sene 15 temmuzda kullanımda olacak blogun ilk postuna son noktayı koyayım.
Selin Özdemir;
Varlığını geç fark ettim lise bitti, yokluğunu geç fark ettim üniversite bitti, bundan sonra hiç görüşemesek de (görüşelim la bi gün harbi) bil ki yerin aynıdır. Sebebini bilmem ama yerin ayrıdır. Doğum günü dediğin önemsiz bir şey. Ama eğer doğum günüyse olay, yılda bir tane doğum günü vardır benim için önemli olan. O da seninkidir. O da 15 temmuzdur. Bizimkisi bir arkadaşlık hikayesi. Hiç bitmesin.İyi ki varsın. İyi ki doğdun!

Sene 1998...Oruçgazi ilköğretim okulu. Binbir türlü uğraşla torpille girdim buraya. İlkokulun son zamanlarında alışmışım parmakla gösterilen adam olmaya. En önde oturmaya. Bir anda sınıfın arka sıralarında eğlenceye uzak kalan masum çocuk olmak..."Lan aslında ben çok eğlenceliyim, beni de alın aranıza!" İç ses(Sene 1998-99) Bir gün ortada topluca yapılan bir konuşmada birisinin "Lan memo senin kafanın şekil şemal ne lan böyle?" demesi ve sonrasında tüm ilginin üzerimde toplanmasıyla tamam dedim. Oldu bu iş. "I am in!" Sonrasında hadi pikniğe gidelim süreçleri vs. vs. Tam alıştım derken verdiler diplomayı elime.
-Ulan daha yeni başlamıştım.
-Neyse nasıl olsa İstanbul'un seçkin Anadolu liselerinden birine gideceğim.
-Burda ne işim var benim daha.
-İstanbul lisesine mi gitsem Galatasaray'a mı?
-Ulan ne işim var Galatasaray'da tabi ki İstanbul lisesi'ne gideyim.
+Rıfat Canayakın verelim?
-Hassss...
Sene 2001....Yaşadığım ilçe -kasaba,köy- anadolu liselerine biraz uzak kaçmaktaydı. Dolayısıyla ufacık tefecik içi dolu turşucuk, şirin mi şirin, samimi bir havası bulunan Rıfat Canayakın Lisesi benim için biçilmiş kaftandı. Okula kayda geleceğim sırada uyarmışlardı. Okula gittiğinde bir hademe göreceksin. O hademe değil. Haklılarmış.

Neyse ilk zamanlar verdiler beni bir sınıfa. Etraf fırlama dolu. Sarışın bir herif -fırat- gelmiş sıradan soruyor; "Bilardo? Basketbol? Futbol? Karı? İskambil?" Aha dedim sonunda o filmlerde gördüğüm ortalığın mına koyan tayfadan bir tane de bana geliyor. Ben disipline gitme hayalleri falan kurarken birisi ordan "bediiiiş" dedi. Uyandım. Yücel Hoca sizi çağırıyor dediler. Selami'yle ben. Neyse gittik. Dedi; "Çocuklar sizi o sınıftan almak zorundayım. Fazlalık var. Ya birbirinizden ayrılacaksınız ya da ikinizi birden c sınıfına alıcam." Neyse biz ölümüne kankalar ayrılacağımıza gideriz dedik. Sonuçta Birsen denen ingiliz dahisi karnı burnunda gelip haftada 30 saat bizi bir dil öğrenmenin ne derece zevkli olduğuyla yüzleştirecekti. Neyse uzatmadan devam edeyim. Hazırlık bir kabir azabıydı. Yine arka sıralarda hayatla ilgisiz depresif adamı oynamaya başlamıştım. 1. sınıfa geldik. Bu sefer bizi kopardıkları d sınıfının ölüm fermanı imzalanmıştı. Geçen sene özenerek baktığım ortalığın amına koyan grubun hepsi artık bizim sınıftaydı. Ama hiçbir şey değişmedi. Yine aynı sınıfın içinde iki farklı sınıf olduk. Fırat basketbol oynadı, sigara içti. Sinan ve İbrahim ders çalışmaya devam etti. İki grup birbirini ya siklemedi ya da birbirinden nefret etti.
Benim için Selin Özdemir hikayesi de burada başlar. Selin Özdemir ve arkadaşları bir gün Mehmet Kaygısız'a uyuz olurlar ve bu süreç giderek uzar. Sonucunda farkederler ki yapmaya çalıştıkları şey zor hatta imkansızdır. - "Siz kimi sevmiyosunuz lan!?"- Mehmet bir gün Selin'i sevdiceğine twigy terlik almaktan kurtarıp hayata dair anlamlı ve önemli bir ders verdikten sonra bu gençlerin arasında da bir bağ oluşur ve bir daha da bu bağ kopmaz. Selin çükümsonik dert ortaklığı, kötü gün dostluğu, bir bayanda bulunması gereken zeka güzellik oranındaki yükseklik gibi konularda ön plana çıkmasıyla bir devri başlatmış ve her zaman sahip olduğu yeri korumuştur.

Neyse lafı uzatmadan bu her sene 15 temmuzda kullanımda olacak blogun ilk postuna son noktayı koyayım.
Selin Özdemir;
Varlığını geç fark ettim lise bitti, yokluğunu geç fark ettim üniversite bitti, bundan sonra hiç görüşemesek de (görüşelim la bi gün harbi) bil ki yerin aynıdır. Sebebini bilmem ama yerin ayrıdır. Doğum günü dediğin önemsiz bir şey. Ama eğer doğum günüyse olay, yılda bir tane doğum günü vardır benim için önemli olan. O da seninkidir. O da 15 temmuzdur. Bizimkisi bir arkadaşlık hikayesi. Hiç bitmesin.İyi ki varsın. İyi ki doğdun!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
